Ticari ve bireysel ilişkilerde, güven esasına dayanılarak imzalanmış boş ya da kısmen boş bir kağıdın karşı tarafa teslim edilmesi sık rastlanan bir uygulamadır. Kira ilişkilerinde teminat amacıyla verilen boş senetler, iş yerinde önceden imzalatılan boş tutanaklar, vekâlet ilişkisinde bırakılan imzalı boş belgeler bunun tipik örnekleridir. Ne var ki bu kağıdın, veriliş amacına aykırı biçimde doldurulması, hem hukuki hem de adli belge inceleme açısından kendine özgü sorunlar doğurur.
İmza gerçek, peki ya belge?
Açığa atılan imzanın kötüye kullanılması, imzanın gerçek olmasıyla belge sahteciliğinden ayrılan özel bir durumdur. Burada imza kişinin kendi el ürünüdür, sahte değildir; sorun, imzalı kağıdın teslim amacından farklı bir içerikle doldurulmasından kaynaklanır. Türk Ceza Kanunu bu fiili, sahtecilik suçlarından ayrı olarak, açığa imzanın kötüye kullanılması başlığı altında düzenlemiştir. Buna karşılık imzalı boş kağıt rıza dışında, örneğin hile veya zorla ele geçirilmişse ya da kağıt üzerinde ayrıca bir tahrifat, ekleme veya değişiklik yapılmışsa, olay artık belgede sahtecilik kapsamına girer.
Bu ayrım, adli belge inceleme uzmanının işini doğrudan ilgilendirir. Çünkü uzmandan beklenen, çoğu zaman imzanın kime ait olduğunun tespitinden ibaret değildir; asıl kritik soru, imza gerçek olsa dahi metnin bu imzayla aynı süreçte mi yoksa sonradan mı oluşturulduğudur. İmzanın gerçekliği tek başına, belgenin bütünüyle gerçek olduğu anlamına gelmez.
Bir imzanın olması, içeriğin onaylandığı anlamına gelir mi?
İmza, üzerine yazılanların bilindiği, kabul ve tasdik edildiği anlamını taşıyan kişisel bir izdir. Bir belgede imzanın bulunması, kural olarak o belgenin içeriğinin de imza sahibince benimsendiği izlenimini doğurur. Oysa açığa atılan imzada durum farklıdır; imza atıldığı anda kağıt boş ya da kısmen boştur, dolayısıyla imza sahibi henüz mevcut olmayan bir içeriği onaylamış sayılamaz. Metin sonradan, çoğu zaman imza sahibinin bilgisi ve rızası dışında oluşturulur.
İşte bu noktada adli belge incelemesi belirleyici hale gelir. Uzman, metin ile imza arasındaki kronolojik ilişkiyi, yani hangisinin önce kağıda geçtiğini ortaya koymaya çalışır. Metnin imzadan sonra yazıldığının tespiti, açığa atılan imzanın kötüye kullanıldığı iddiasını destekleyen en güçlü teknik bulgulardan biridir.
İmza mı önce atıldı, metin mi önce yazıldı?
Bu sorunun yanıtı, incelemenin merkezinde yer alan kesişim (kavşak) analizine dayanır. Metin ile imzanın kağıt üzerinde çakıştığı, üst üste geldiği noktalar, iki mürekkep çizgisinden hangisinin diğerinin üzerine bindiğini gösterir. Üstte kalan çizgi, kağıda sonradan geçmiş olan çizgidir. Bu kesişim noktalarının incelenmesiyle, imzanın metinden önce mi sonra mı oluştuğu belirlenebilir.
Bu değerlendirme çıplak gözle değil, ileri optik yöntemlerle yapılır. Stereomikroskop altında, iki çizginin kesişme sırası, çizgilerin üst üste binme biçimi ve mürekkep dağılımı incelenir. Farklı dalga boylarındaki ışık kaynakları, özellikle kızılötesi ve morötesi ışık, farklı mürekkeplerin ayrılmasına ve çıplak gözle görülemeyen kesişim özelliklerinin belirginleşmesine olanak tanır. Video spektral karşılaştırma sistemleri ise bu incelemeyi tek bir platformda toplayarak kayıt altına alır. Metin ile imzanın farklı kalem, farklı mürekkep ya da farklı basınçla oluşturulması da, iki içeriğin aynı anda yazılmadığına dair önemli bir işaret oluşturur.
Bununla birlikte, kesişim analizinin her zaman kesin sonuç vermediğini de belirtmek gerekir. İmza ile metnin kesiştiği bir nokta yoksa, yani imza kağıttaki boşluğa metne değmeyecek biçimde atılmışsa, kronolojik sıralama çoğu zaman teknik olarak belirlenemez. Bu durum, açığa atılan imza vakalarının incelemesinde sık karşılaşılan bir sınırlılıktır ve uzmanın sonuçlarını bu sınırın bilincinde, temkinli biçimde ifade etmesini gerektirir.
Uzman başka nelere bakar?
Kesişim analizinin yanı sıra, açığa atılan imza şüphesi taşıyan belgelerde bir dizi ek unsur değerlendirilir. Metnin tek bir kalemle ve tek seferde mi yazıldığı, yoksa farklı zamanlarda eklemeler mi yapıldığı; satır aralıklarının ve boşlukların doğal olup olmadığı; metnin imzanın konumuna göre sıkışık ya da imzaya doğru daralan bir düzen gösterip göstermediği bu unsurlar arasındadır. Boş bir kağıttaki imzanın üst kısmındaki boşluğun sonradan doldurulduğu durumlarda, metnin sayfaya yerleşimi çoğu zaman doğallıktan uzaklaşır; örneğin yazının imzaya çok yaklaşması ya da mevcut alana sığdırılmaya çalışıldığını gösteren bir düzen ortaya çıkabilir.
Belge üzerindeki tarih de ayrı bir inceleme konusudur. Özellikle senet ve bono gibi belgelerde, keşide tarihinin metinle aynı süreçte mi yazıldığı, sonradan mı eklendiği; kullanılan mürekkebin belgenin diğer kısımlarıyla uyumlu olup olmadığı araştırılır. Kimi durumlarda, belge üzerinde yer alan pul, kaşe ya da matbu unsurların tarihleri de, belgenin iddia edilen düzenlenme tarihiyle çelişip çelişmediğinin belirlenmesinde yol gösterici olabilir.
Neden belgenin aslı şart?
Açığa atılan imza incelemelerinde asıl belgenin varlığı, diğer tüm belge incelemelerinde olduğundan daha da kritik hale gelir. Çünkü kesişim analizi, mürekkep ayrımı ve basınç değerlendirmesi gibi bu vakalarda belirleyici olan yöntemlerin tamamı, ancak belgenin aslı üzerinde uygulanabilir. Fotokopi, faks ya da tarama gibi kopyalarda, iki çizginin kesişme sırası, mürekkep farklılıkları ve basınç izleri kaybolduğundan, metin-imza kronolojisine ilişkin güvenilir bir değerlendirme çoğu zaman yapılamaz. Bu nedenle, açığa atılan imza iddiası taşıyan bir uyuşmazlıkta, belgenin aslının incelemeye sunulması sağlıklı bir sonuca ulaşmanın ön koşuludur.
Peki ne yapmalı?
Açığa atılan imza, imzanın gerçek olmasına rağmen belgenin içeriğinin tartışmalı olduğu, kendine özgü bir inceleme alanıdır. Burada uzmanın görevi, yalnızca imzanın aidiyetini değil, imza ile metin arasındaki zamansal ilişkiyi de bilimsel yöntemlerle değerlendirmektir. Kesişim analizi başta olmak üzere ileri optik incelemeler, çoğu zaman metnin imzadan sonra oluşturulup oluşturulmadığına dair belirleyici bulgular sunar; ancak her belgede kesin sonuca ulaşmanın mümkün olmadığı da bu yöntemin doğasında vardır. Bu tür sorunlarla hiç karşılaşmamanın en sağlam yolu, imzalı boş kağıt bırakmaktan kaçınmak, zorunlu hallerde ise kağıdın hangi koşullarda doldurulacağını yazılı bir anlaşmayla önceden belirlemektir.
Belge inceleme, imza ve el yazısı analizi konularında uzman görüşü, danışmanlık ve eğitim için iletişime geçebilirsiniz.